Çoğumuz, çocukken annelerimizin pişirdiği yemeklerin tadının aynısını yetişkinliğimizde hiç bulamaz ve hep arar dururuz.
Geçen gün annemin Ankara'da İsmetpaşa Kız Enstitüsü'ne devam ederken 1949 yılından itibaren,
öldüğü 1978 yılına kadar tuttuğu yemek tarifleri defteri ve çeşitli kağıtlar elime geçti,
Annemin aksine ben yemek yapmaya çok meraklı değilim.Ne zaman akrabalarımla ya da annemin tanşlarıyla beraber olsam bana " Ah Nurten"in yemekleri efsaneydi " deyip dururlar.
Onlar öyle söyleyince ben de nedense gururlanırım.
Herp değişik yrmrk tarifleri
22 Eylül 2016 Perşembe
23 Mayıs 2016 Pazartesi
Huzur
İsviçre'de olduğumu hayal ettim birden...Kafamı kaldırıyorum karşımda koca bir dağ,(Saka daği) sağa çeviriyorum şırıl şırıl dere akıyor, karşıya bakıyorum ışıl ışıl sazlar. Derede ördekler vrak - vrak ötüyor.
Azmak diyorlar bu dereye. Ayaklarımı şöyle bir sallandırıyorum; değmesiyle çekmem bir oluyor. Buz gibi...Sonra bir daha deniyorum, bir daha , bir daha ..... Direnince alışıyorum. Ayaklarım suda dairelet çizmeye başlıyor.Beraber seyahat ettiğim arkadaşımın eşi doktor dostum anlatıyor: "bu kadar soğuk suda kalan bir kişi hipodermiden ölür". Zaten serince bir bahar havası vardı o gün ama bu sözleri duyunca o dereye asla o gün girmemeye karar verdim. Seyahat arkadaşlarım da benim gibi ayaklarını suya sotktular ve hep birlikte azmağın üzerindeki tahta iskelede oturup ayaklarımızıla diz hareketleri yaptık.Hele derenin dibine bakınca bu sefer iyice zevkleniyorum çünkü aşağısı yemyeşil bitkilerle dolu. Daha sonra, Marmaris'in bu şirin beldesi Gökova'nın incisi gibi ışıldayan Akyaka hakkında internette yaptığım kısa bir araştırma bu deredeki bitkilerin yendiğini şaşkınlıkla öğrendim.
Akyaka Gökova körfezinin doğusunda denize kıyısı olan Marmaris'in Ula ilçesinin bir mahallesi ve doğal olarak denize kıyısu var.
Ama,bence oraya asıl özelliğini veren azmak dedikleri dere, ördekler akıntı, sazlar ve derede seyreden gezinti tekneleri..
Siyasi olaylar ve Ankara'da durmaksızın yağan yağmur içimi o kadar sıktıki 17 gün öncesini anımsayıp huzur bulmak istedim.
Azmak diyorlar bu dereye. Ayaklarımı şöyle bir sallandırıyorum; değmesiyle çekmem bir oluyor. Buz gibi...Sonra bir daha deniyorum, bir daha , bir daha ..... Direnince alışıyorum. Ayaklarım suda dairelet çizmeye başlıyor.Beraber seyahat ettiğim arkadaşımın eşi doktor dostum anlatıyor: "bu kadar soğuk suda kalan bir kişi hipodermiden ölür". Zaten serince bir bahar havası vardı o gün ama bu sözleri duyunca o dereye asla o gün girmemeye karar verdim. Seyahat arkadaşlarım da benim gibi ayaklarını suya sotktular ve hep birlikte azmağın üzerindeki tahta iskelede oturup ayaklarımızıla diz hareketleri yaptık.Hele derenin dibine bakınca bu sefer iyice zevkleniyorum çünkü aşağısı yemyeşil bitkilerle dolu. Daha sonra, Marmaris'in bu şirin beldesi Gökova'nın incisi gibi ışıldayan Akyaka hakkında internette yaptığım kısa bir araştırma bu deredeki bitkilerin yendiğini şaşkınlıkla öğrendim.
Akyaka Gökova körfezinin doğusunda denize kıyısı olan Marmaris'in Ula ilçesinin bir mahallesi ve doğal olarak denize kıyısu var.
Ama,bence oraya asıl özelliğini veren azmak dedikleri dere, ördekler akıntı, sazlar ve derede seyreden gezinti tekneleri..
Siyasi olaylar ve Ankara'da durmaksızın yağan yağmur içimi o kadar sıktıki 17 gün öncesini anımsayıp huzur bulmak istedim.
21 Mart 2016 Pazartesi
Sıkılmış havlu
İçim sıkılmış havlu gibi derdi anneannem. Ne demek istediğini pek anlamazdım küçükken. Yıllar geçti ve ben yetişkinliğe doğru yol aldım.
Şimdi ben de evin içinde içim sıklmış havluya döndü diye dolanıyorum...
Bir süredir ruh halim öyle beter ki. Canım çok sıkkın . Biliyorum siz de öylesiniz.
Ülkece içinde bulunduğumuz çaresizlik , korku ve kaygı içimdeki " havluyu iyice sıkıyor."
Ankara ve İstanbul'da kalabalık merkezlerde bombalar patlıyor. Genç, yaşlı, kadın, çocuk masum çocuklar ölüyor ve yaralanıyor. Halk, terör korkusundan evlerine kapanmış. Herhangi bir ortadoğu ülkesinden farkımız kalmadı. Ya Sur ve Cizre'de aylardır süren katliama ne demeli ; bilmiyorum. Galiba,Güney doğuda iç savaş tehkesi artık realiteye dönüşüyor!! Kadın şiddeti ülkede almış yürümüş. Çocuk taciz haberleri gündemden düşmüyor. Hukuksuzluk diz boyu. Akademisyenler, gazeteciler yok yere tutuklanmış. Bazı basın kuruluşlarına el konulmuş. Hırsızlık ve yolsuzluk almış yürümüş. Hırsızlar ellerini kollarını sallayarak dolaşırken, 2-3 yıl öncesine kadar hükümetin işine yarayan parallelci işadamları tutuklu ve Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle tweet atanlara bile dava açılıyor
TBMM ise fezlekeleri gündeminde tutmaya kararlı. Bence, AKP'nin asıl amacı HDP'yi kapattırmak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın felsefesi ise bence çok açık " amaca ulaşmak için her araç meşrudur"Şimdi bir de Anayasa Mahkemesine taktı. Can Dündar ve Erdem Gül'ü yeniden tutuklatmak istiyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu'da Tayyip Erdoğan'ı.kuklası olarak başarılı Kayseri Pazarlığı sayesinde daha fazla Suriyeli mülteci karşılığında ülkeyi 6.6 milyar Euro'ya sattı.
Off sorunlar saymakla bitmiyor. Çok canım sıkılıyor. Havluyu bir daha yıkasammı acaba?
Şimdi ben de evin içinde içim sıklmış havluya döndü diye dolanıyorum...
Bir süredir ruh halim öyle beter ki. Canım çok sıkkın . Biliyorum siz de öylesiniz.
Ülkece içinde bulunduğumuz çaresizlik , korku ve kaygı içimdeki " havluyu iyice sıkıyor."
Ankara ve İstanbul'da kalabalık merkezlerde bombalar patlıyor. Genç, yaşlı, kadın, çocuk masum çocuklar ölüyor ve yaralanıyor. Halk, terör korkusundan evlerine kapanmış. Herhangi bir ortadoğu ülkesinden farkımız kalmadı. Ya Sur ve Cizre'de aylardır süren katliama ne demeli ; bilmiyorum. Galiba,Güney doğuda iç savaş tehkesi artık realiteye dönüşüyor!! Kadın şiddeti ülkede almış yürümüş. Çocuk taciz haberleri gündemden düşmüyor. Hukuksuzluk diz boyu. Akademisyenler, gazeteciler yok yere tutuklanmış. Bazı basın kuruluşlarına el konulmuş. Hırsızlık ve yolsuzluk almış yürümüş. Hırsızlar ellerini kollarını sallayarak dolaşırken, 2-3 yıl öncesine kadar hükümetin işine yarayan parallelci işadamları tutuklu ve Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle tweet atanlara bile dava açılıyor
TBMM ise fezlekeleri gündeminde tutmaya kararlı. Bence, AKP'nin asıl amacı HDP'yi kapattırmak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın felsefesi ise bence çok açık " amaca ulaşmak için her araç meşrudur"Şimdi bir de Anayasa Mahkemesine taktı. Can Dündar ve Erdem Gül'ü yeniden tutuklatmak istiyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu'da Tayyip Erdoğan'ı.kuklası olarak başarılı Kayseri Pazarlığı sayesinde daha fazla Suriyeli mülteci karşılığında ülkeyi 6.6 milyar Euro'ya sattı.
Off sorunlar saymakla bitmiyor. Çok canım sıkılıyor. Havluyu bir daha yıkasammı acaba?
16 Mart 2016 Çarşamba
Ankara'nın bahtı kara mı?
Kelek Ankara....Ankara köyü.....İki lafımdan biri bu , Ankara'dan söz ederken Bu nitelemelerimle yakın çevermdekileri ve özellikle İstanbul ve Bodrum'da yaşayan arkadaşlarımı hep güldürürüm aslında.
Rahmetli teyzem bu sözlerimi duyunca hep " fındık kabuğundan çıkmış kabuğunu beğenmez " derdi..Çünkü doğma büyüme Ankara'lıyım aslında. İlk, orta.,lise ve üniversite eğitimimi bu şehirde tamamladım. Hatta ilk çalışma yaşamıma da burda başladım. Yaklaşık 20 yıldır da yine burda yaşıyorum. Araya 10 yıl İstanbul ve 6 yıl da New York girdi .Ankara'dan söz ederken küçümser bir edayla konuşmamın bir nedeni bu olsa gerek. Bir de buna 22 yıldır süregelen Melih Gökçek'in Belediye Başkanlığı'nn Ankara'yı bir kasabaya dönüştürmesi olgusu eklendi. Kültür Sanat faaliyetlerinde de eski günlere göre epey arka plana düştü. Eski bir Ankara'lı olarak ben de öfkemi Kelek Ankara diyerek çıkarıyordum işte. Yoksa burası elbette benim için değerli.
13 Mart akşamı Kızılay'da patama olduğunda, 40 yıl öncesini düşündüm ve" ben de orada
olabilirdim " dedim Kızılay - Çankaya dolmuşları ayn yerden kalkardı.Okul'dan eve dönerken Cebeci -Bahçeli hattında işleyen dolmuşlardan Kızılayda iner sonra karşıya geçer ve Atatürk Bulvar'ında Çankaya hattında işleyen dolmuş durağında sıraya girerdim.. Ama o zaman cep telefonu yoktu. Eve telefon edip " bir şey lazım mı " diye soramazdım ...
1970!lerden söz ediyoruz.. O zaman iç savaş tehikesi yoktu ki,,,, güneydoğu!da neler olup bittiğini de pek bilmezdik PKK ve İŞİD yoktu. Tayyip Erdoğan da yoktu.!!!!
5 ay içinde 3 ayrı terör saldırısı da olmamışrı ve yüzü aşkın kişi de ölmemişti.
Başkent ilan edilmesinden sonra ( 13 Ekim 1923 }Cumhuriyet'in ılk yıllarında bestelenen " Ankara ...Ankara... Güzel Ankara ...Seni görmek ister her Bahtı Kara diye başlayan marş, artık 2016 Mart!ında Ankara'lılarun bahtlarunın karardığınıo mı gösteriyordu?
Rahmetli teyzem bu sözlerimi duyunca hep " fındık kabuğundan çıkmış kabuğunu beğenmez " derdi..Çünkü doğma büyüme Ankara'lıyım aslında. İlk, orta.,lise ve üniversite eğitimimi bu şehirde tamamladım. Hatta ilk çalışma yaşamıma da burda başladım. Yaklaşık 20 yıldır da yine burda yaşıyorum. Araya 10 yıl İstanbul ve 6 yıl da New York girdi .Ankara'dan söz ederken küçümser bir edayla konuşmamın bir nedeni bu olsa gerek. Bir de buna 22 yıldır süregelen Melih Gökçek'in Belediye Başkanlığı'nn Ankara'yı bir kasabaya dönüştürmesi olgusu eklendi. Kültür Sanat faaliyetlerinde de eski günlere göre epey arka plana düştü. Eski bir Ankara'lı olarak ben de öfkemi Kelek Ankara diyerek çıkarıyordum işte. Yoksa burası elbette benim için değerli.
13 Mart akşamı Kızılay'da patama olduğunda, 40 yıl öncesini düşündüm ve" ben de orada
olabilirdim " dedim Kızılay - Çankaya dolmuşları ayn yerden kalkardı.Okul'dan eve dönerken Cebeci -Bahçeli hattında işleyen dolmuşlardan Kızılayda iner sonra karşıya geçer ve Atatürk Bulvar'ında Çankaya hattında işleyen dolmuş durağında sıraya girerdim.. Ama o zaman cep telefonu yoktu. Eve telefon edip " bir şey lazım mı " diye soramazdım ...
1970!lerden söz ediyoruz.. O zaman iç savaş tehikesi yoktu ki,,,, güneydoğu!da neler olup bittiğini de pek bilmezdik PKK ve İŞİD yoktu. Tayyip Erdoğan da yoktu.!!!!
5 ay içinde 3 ayrı terör saldırısı da olmamışrı ve yüzü aşkın kişi de ölmemişti.
Başkent ilan edilmesinden sonra ( 13 Ekim 1923 }Cumhuriyet'in ılk yıllarında bestelenen " Ankara ...Ankara... Güzel Ankara ...Seni görmek ister her Bahtı Kara diye başlayan marş, artık 2016 Mart!ında Ankara'lılarun bahtlarunın karardığınıo mı gösteriyordu?
9 Haziran 2015 Salı
HDP'ye oy verdiğim için çok mutluyum
HDP'ye oy verdik fena mı oldu......Tayyip şamarı yedi oturdu aşağı.
Türkiye Cumhuriyeti uçuruma yuvarlamanın kıyısından son anda HDP sayesinde kurtuldu.
Şimdi, Türkiye'nin yeniden bir hukuk devleti olabilmesi için yeni seçilen TBMM gereğini yapacak.
Yargının yeniden bağımsız olması sağlanacak
Erdoğan'ın barış ve demokrasiye indirdiği darbeler de cabası,Onarılmaya çalışılacak
Erdoğan tarafından kapattırılan yolsuzluk ve rüşvet dosyaları mecliste kurulacak bir soruşturma komisyonuyla açılacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan anayasal sınırlara çekilecek.
Belki,1150 odalı Saray' ve dan çıkacak ve Saray kamunun hizmetine açılacak.
Yüzümdeki gülümseme 7 Haziran gecesinden beri silinmiyor....
Böyle olumlu gelişmeleri düşlemek bile çok güzel değilmi Allahaşkına!
Ama CHP'ye oy vermiş bazıları bu olabilecek gelişmelere sevinecekleri yerde hala HDP'ye verilmiş emanet oyları sorguluyorlar. Suçlayıcı bir ses tonuyla "CHP sizin yüzünüzden az oy aldı" diyorlar..Hay Allahım ne diyeyim " aklıma mukkayet ol" ( CHP'nin neden her seçimde yüzde 25-26-27 bandında kaldığı bilimsel araştırmalarla hep açıklanıyor oysa)
7 Haziran seçimlerinden önce de biliyorsunuz "kalaşnikofa şarjör oluyorduk...!!!!! PKK'ya hizmet etmekle suçlandık.
Neymiş,HDP EşBaşkanı Selahaddin Demirtaş, ( demokratik olmayan ) yüzde on barajını aştıkları belli olduğunda yaptığı konuşmada Öcalan'a Sayın demiş..
Oysa başta Demirtaş olmak üzere bir çok HDP yetkilisi ermanet oylara defalarca teşekkür edip, bu oyların sorumluluğunu omuzlarında taşıdıklarını ve taşıyacaklarını tekrar tekrar söyleyip duruyorlar.
Evdeki hizmetçi bile seçimlerden önce bana " Kürtlere oy verme sakın" diye söyleniyordu. Nedir bu Kürt düşmanlığı anlamıyorum ki...Hadi o hizmetçi olduğu için empati yapmasını bilmiyor. Ya, CHP'ye oy vermiş eğitimli bazıları. onların da sözcük dağarcığında empati kelimesi yok herhalde.!!! Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geçmişte Kürtlere yaptığı zulüm
( diziilere bile konu olmuştu- ) karşısında göz yaşlarını tutamanın imkanı var mı?
Neyse, bu yazının konusu Kürt'lerin niye dağa çıktığı ya da PKK'nın kurulma nedenlerini irdelemek değil.
Bence HDP Türkiye partisi olma yolunda ama velevki bazı CHP'li seçmenlerin beni suçladığı gibi Kürtlere yardım ve yataklık ediyorum , " iyi ya onlara dağdan inip parlamentoda siyaset yapmaları için fırsat vermiş oldum " diyorum beni suçlayan CHP seçmeni yakınlarıma.
Ama asıl mesele o değil, başta da anlattığım gibi Tayyip Erdoğan'a şamar HDP sayesinde indirildi. Ben oyumu HDP'ye verdiğim için çok mutluyum. Yüzümdeki gülümseme hala silinmiyor. Umut doluyum. Ülkemde güzel şeyler olacak.
Hadi sizde sevinin ve durumu içinize sindirin bence..
Türkiye Cumhuriyeti uçuruma yuvarlamanın kıyısından son anda HDP sayesinde kurtuldu.
Şimdi, Türkiye'nin yeniden bir hukuk devleti olabilmesi için yeni seçilen TBMM gereğini yapacak.
Yargının yeniden bağımsız olması sağlanacak
Erdoğan'ın barış ve demokrasiye indirdiği darbeler de cabası,Onarılmaya çalışılacak
Erdoğan tarafından kapattırılan yolsuzluk ve rüşvet dosyaları mecliste kurulacak bir soruşturma komisyonuyla açılacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan anayasal sınırlara çekilecek.
Belki,1150 odalı Saray' ve dan çıkacak ve Saray kamunun hizmetine açılacak.
Yüzümdeki gülümseme 7 Haziran gecesinden beri silinmiyor....
Böyle olumlu gelişmeleri düşlemek bile çok güzel değilmi Allahaşkına!
Ama CHP'ye oy vermiş bazıları bu olabilecek gelişmelere sevinecekleri yerde hala HDP'ye verilmiş emanet oyları sorguluyorlar. Suçlayıcı bir ses tonuyla "CHP sizin yüzünüzden az oy aldı" diyorlar..Hay Allahım ne diyeyim " aklıma mukkayet ol" ( CHP'nin neden her seçimde yüzde 25-26-27 bandında kaldığı bilimsel araştırmalarla hep açıklanıyor oysa)
7 Haziran seçimlerinden önce de biliyorsunuz "kalaşnikofa şarjör oluyorduk...!!!!! PKK'ya hizmet etmekle suçlandık.
Neymiş,HDP EşBaşkanı Selahaddin Demirtaş, ( demokratik olmayan ) yüzde on barajını aştıkları belli olduğunda yaptığı konuşmada Öcalan'a Sayın demiş..
Oysa başta Demirtaş olmak üzere bir çok HDP yetkilisi ermanet oylara defalarca teşekkür edip, bu oyların sorumluluğunu omuzlarında taşıdıklarını ve taşıyacaklarını tekrar tekrar söyleyip duruyorlar.
Evdeki hizmetçi bile seçimlerden önce bana " Kürtlere oy verme sakın" diye söyleniyordu. Nedir bu Kürt düşmanlığı anlamıyorum ki...Hadi o hizmetçi olduğu için empati yapmasını bilmiyor. Ya, CHP'ye oy vermiş eğitimli bazıları. onların da sözcük dağarcığında empati kelimesi yok herhalde.!!! Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geçmişte Kürtlere yaptığı zulüm
( diziilere bile konu olmuştu- ) karşısında göz yaşlarını tutamanın imkanı var mı?
Neyse, bu yazının konusu Kürt'lerin niye dağa çıktığı ya da PKK'nın kurulma nedenlerini irdelemek değil.
Bence HDP Türkiye partisi olma yolunda ama velevki bazı CHP'li seçmenlerin beni suçladığı gibi Kürtlere yardım ve yataklık ediyorum , " iyi ya onlara dağdan inip parlamentoda siyaset yapmaları için fırsat vermiş oldum " diyorum beni suçlayan CHP seçmeni yakınlarıma.
Ama asıl mesele o değil, başta da anlattığım gibi Tayyip Erdoğan'a şamar HDP sayesinde indirildi. Ben oyumu HDP'ye verdiğim için çok mutluyum. Yüzümdeki gülümseme hala silinmiyor. Umut doluyum. Ülkemde güzel şeyler olacak.
Hadi sizde sevinin ve durumu içinize sindirin bence..
17 Şubat 2014 Pazartesi
İRAN VE TURKİYE INTERNET YARIŞI
İran Internet özgürlüğünde Türkiye’nin önüne mi geçecek ?
Türkiye’de Internet kullanımına kısıtlamalar getiren ve hükümet denetimini arttıran yeni yasayı ,Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün veto edip etmeyeceği henüz açıklığa kavuşmadı . Ama yeni bir gelişme oldu, otokratik bir rejim olan sınır komşumuz İran’ın Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ülkesindeki Internet kullanıcılarına Mart ayı sonundan itibaren daha rahat nefes aldıracağını açıkladı
Washington Post Gazetesinde, 16 Şubat tarihinde yayımlanan bu haberi okuyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Daha otokratik olduğuna inandığımız bir ülkede Internet kullanıcıları rahatlatılmaya çalışılıyor, buna karşılık demokratik AB aday ülkesi olan Türkiye’de ise Internet’e sansür uygulaması başlatılmak isteniyordu.. Nitekim, 6 Şubat 2014 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, böyle bir yasa teklifini kabul etti bile. Bu yasa tasarısı , bu ay sonuna kadar, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayından geçerse yasalaşacak.
Kulislerden gelen bazı duyumlara göre, Cumhuriyet Halk Partisi, yasanın iptali için Anayasa Mahkeme’sine başvuracak, ama başvurudan önce Cumhurbaşkanı Gül’ün
(bazıları ona Çankaya noteri diyor) kararını bekliyor.
Bir yandan dış baskılar, bir yandan yoğun protesto gösterileri ayyuka çıktı, ama Başbakan Tayyip Erdoğan Internet’e sansür getirileceğini reddediyor ve hükümetine karşı bu sesleri “porno lobisi”nin haykırışları olarak niteliyordu.
Çok yazılıp çizildi, ama bir kez daha tekrar etmekte yarar var, yeni yasa tasarısına göre;
* İnternet’te özel hayatının ihlal edildiğini düşünen kişiler mahkeme yerine doğrudan TİB’e ( Türkiye İletişim Başkanlığı) başvuracak.
* TİB, yayının engellenmesine karar verirse, karar uygulanmak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne (ESB) bildirecek. ESB durdurma kararını en geç 4 saat içinde yerine getirecek.
* Bu talep 24 saat içinde Sulh Ceza Hakimine götürülecek. Özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, doğrudan TİB Başkanı’nın emriyle erişim engellenecek. Bu acil uygulamada hakim kararı aranmayacak.
* Yer sağlayıcılar, Internet kullanıcılarının kullanım trafiklerini iki yıla kadar saklamak zorunda olacak. Ayrıca TİB’in veya mahkemenin erişimin engellenmesine karar verdiği sitelere alternatif erişim yollarını da engellemekle görevli olacak.
* En önemlisi, kullanıcı ulaşmak istediği içeriğin engellendiğini bilmeyecek. Bu durumdan hiçbir şekilde “haberdar” olamayacak.
* Kullanıcı bir linke tıkladığı zaman, o içerik URL bazlı engellendiyse, ya sayfa hiç açılmayacak, ya başka bir sayfaya yönlendirilecek ya da yanlış bir bilgiye ulaşacak.
* URL bazı engellemede, siteye girmeye çalışan kişiler, linke tıklayanlar takip edilebilecek.
Internet’te bu tür kısıtlamalar Çin, İran ve Suudi Arabistan’da uygulanan URL tabanlı siyasi amaçlı engelleme yöntemleri olarak biliniyor.
Internet’in teknik olarak erişebilirliğini ülkeler bazında karşılaştırmalar yaparak açıklayan Netindex’e. göre, İran, Internet erişimi için gerekli olan bant genişliğinde, 184 ülke arasında 170.’inci sırada yer alıyor. Anladığım kadarıyla bu, Internet erişiminin çok yavaş olduğunu gösteriyor. İran hükümeti, şimdi teknik olarak bu bant genişliğini arttırarak Internette daha hızlı erişebilirliği hedefliyor. Washington Post Gazetesinin haberine göre, İran’ın şimdiki hedefi nant genişliğinde 135. sıraya çıkmak ve Interneti hızlandırmak.
İran’da yıllardır uygulanan Internet’teki bu yavaş hız, hükümetin filtreleme denetimini kolaylaştıryordu.
Ancak, İran’ın reformcu Cumhurbaşkanı Ruhani, geçen gün yaptığı açıklamada, bu denetimin ters teptiğini belirtti ve “ Allahın izniyle “, Internet’in hızlandırılması için çalışmaların sürdüğünü ve Mart ayından itibaren hızlı Internet’in başlayacağı sözü verdi.
76 milyon nüfuslu İran’ın Bilim ve Teknoloji Bakanı, Internet denetiminin, ülkedeki e-ticarete bile sekte vurduğunu hatırlattı ve Internet’in hızlandırılması gereksinimi dile getirdi.
Netindeks’e göre , Türkiye’de hızlı Internet mevcut. 184 ülke arasında 72. sırada.
Ama, maalesef Internet’e sansür uygulanmak isteniliyor.
2014 yılında, bilim ve teknolojide çağın gerisinde kaldıklarını itiraf eden İran hükümet yetkilileri ise, şimdiye kadar uygulanan Internet’teki siyasi kısıtlamaların ters teptiğini itiraf ediyorlar. Yoruma açık bir durum değil mi ???
1 Şubat 2014 Cumartesi
TRT'de dogruluk ilkesi yok edildi
TRT Haber Merkezinde ilk
işe başladığım gün, heyecandan tir tir titriyordum.. Tabii, o günün tarihini unutmam da mümkün değil... 23
Kasım1976... İşe ve mesleğime başladıktan bir hafta sonra tuttuğum ilk gece nöbetinde, annem bana evden yemek gönderince, arkamdan
herkes gülmüştü
!
Nasıl heyecanlanmam ve gururlanmam
? TRT, o zaman,
Türkiye'de radyo-televizyon yayıncılığı yapan tek kurum olarak hizmet veriyordu.. Ve 22 yaşında, Basın Yayın Yüksek
Okulu’ndan yeni mezun olmuş bir genç için stajyer muhabir olarak o kurumda işe başlamak çok prestijliydi.
Aradan bunca zaman
geçti, 31 Ocak 2014 tarihinde, TRT, sessizce, kuruluşunun 50. yılını
kutladı. Ama,
artık, Türkiye’deki tek yayın kurumu değil. Üstelik, AK Parti iktidarının sesi olduğunu açık
açık ilan eden bu kurumda çalışabilmek eskiden olduğu gibi prestij de kazandırmıyor... Hatta, TRT, günümüzde artık bir yayın kurumu olarak
bile addedilmiyor. En azından ben etmiyorum... Bir haberci için, doğruları
yansıtmak en önemli kuraldır (bize öyle üğretmişlerdi). Eskiden kamuoyunda yayılan bir duyum, TRT haberi olarak verilmedikçe inandırıcılığı yoktu.
Şimdi ise, kamuoyunun bu alışkanlığı, özellikle hükümetin sesi olan TRT
tarafından kaybettirildi. Oysa, TRT haberlerinin ana omurgasını doğruluk ilkesi oluştururdu ve bu da yok edildi !!!
TRT, 1964
yılında, 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Yasası
ile, özerk kamu tüzel kişiliğine sahip bir kurum olarak, devlet adına radyo ve
televizyon yayınlarını gerçekleştirmek amacıyla
kurulmuştu. İlk Genel Müdürü de Adnan Öztrak
idi.
İlk programlı radyo yayınına 1965 yılında
geçildi ve bütün radyolar haber saatlerinde Ankara Radyosu'na
bağlandılar..
Kuruluşunun dördüncü yılında deneme niteliğindeki ilk
TV yayınları Ankara’da Mithatpaşa
caddesindeki stüdyodan başlamıştı.
Özerk bir yayın kurumu
olduğu için, doğal olarak, bütün siyasi partilerin gözü
üzerindeydi. Ama, asla bugünkü
gibi iktidarın sesi değildi.. Tarafsızlık
ilkesine dikkat edilmesine rağmen, TRT’yle ilgili
tartışmalar kesilmezdi..
Ülkedeki siyasi gelişmeler
nedeniyle, 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra, 1972 yılındaki Anayasa
değişikliği sırasında, TRT'nin özerkliği kaldırıldı ve kurum, "tarafsız" bir
kamu iktisadi kuruluşu olarak yeniden düzenlendi.
TRT’den söz edip, efsanevi Genel Müdürü
İsmail Cem’in kuruma katkılarından söz etmemek olmaz elbette.. 1974 yılında, CHP-MSP Koalisyon
Hükümeti döneminde, TRT Genel Müdürlüğü görevine atanan İsmail Cem ve ekibi TRT haberlerine canlılık getirdiler ve
şeffaflığa dayanan
Anglo-Sakson gazeteciliğini TRT Haberlerine uyarladılar. Cem, bu görevde bir yıl kadar
kaldı. 1975 yılında, 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti'nce genel müdürlükten alındı ve Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına karşın, görevi iade
edilmedi. Bu
durum, iktidarla
muhalefet arasında, uzun süren tartışmalara yol açtı. İsmail Cem daha sonra kaleme
aldığı “ TRT’de 500
gün “ kitabında, kurumdaki deneyimlerini ayrıntılı olarak anlattı.
İsmail Cem, daha sonra siyasete atıldı,
Türk-Yunan dostluğunu pekiştiren başarılı bir Dışişleri Bakanı oldu ve 24 Ocak
2007 yılında öldü.
Ama, biliyor musunuz ki, hala, ben de dahil, bir çok eski
TRT çalışanı tarafından, efsanevi bir TRT Genel Müdürü olarak anılır
?
Bugün, TRT yayınları, tüm Türkiye'de ve
tüm kıtalarda dinlenebilmekte ve izlenebilmekte. Ayrıca Türksat üzerinden
yapılan sayısal yayın yoluyla Avrupa'da yaşayan Türklere de ulaşılmakta. Kürtçe
yayın yapan TRT
Şeş’le birlikte neredeyse 15 ayrı TRT Televizyon kanalı, çok sayıda TRT Radyo Kanalı var, Radyo’da
Klasik müzik ise, sadece üç büyük şehirde dinleniyor..
Gördüğünüz gibi, 50 yılda teknik olarak
epey ilerleme kaydedilmiş, ama içerik olarak 50 yıl geriye gidilmiş... Ne
dersiniz ???
Nilay Karaelmas
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)